sohbet, chat, sohbet odaları, chat odaları, sohbet chat, chat sohbet,
teperenk
DOWNLOAD
gölgeler
gölgeler
icon
icon

YAZAR :

OKUNMA : 494 Kez Okundu

YORUM : 10 maddede antibiyotik tehdidi için yorumlar kapalı

Bilinçsizce kullanılan antibiyotikler hastalığı iyileştirmez aksine vücuda zarar da verebilir. Sağlınızın güvencesi probiyotikler, bağırsaklarınızdaki iyi-kötü bakteri dengesini korur fakat gereksiz kullanılan her antibiyotik bu dengenin bozulup bağışıklık sisteminin çökmesine sebep olur. Maalesef ülkemizde insanlar ufak bir rahatsızlıkta bile insanlar antibiyotiğe koşuyor bunu egelleyecek birşeyin olmamasıyla beraber doktorlar, eczaneler, ilaç üreticileri ve denetleyiciler de antibiyotik kullanımına teşvik ediyorlar. Farkında olmadan iyileşmek yerine vücudunuzu daha da çok tehklikeye atıyorsunuz.

İşte antibiyotiğin vücudunuza olan etkileri…

Bağışıklığı zayıflatıyor

Bağırsaklarınızda yaşayan probiyotik bakteriler sağlığınızın da en büyük güvenceleri. Probiyotikler “faydalı ve dost bakteriler”. Bağırsaklardaki “iyi-kötü bakteri dengesi”ni korumak onların görevi. Denge bozulduğunda sindirim sistemi alarm vermeye başlıyor. Antibiyotiklerin önemli bir bölümü ise vücuda girer girmez önce bu bakterileri yok ediyor. Neticede “iyi kötü dengesi” bozuluyor. Bağışıklık sistemi çöküyor. Antibiyotik kullananlarda sık görülen ishallerin, mantar enfeksiyonlarının, antibiyotik kullanımı sonrasında ortaya çıkan bağışıklık problemlerinin nedeni de bu zaten.

Karaciğere, böbreğe zarar

Antibiyotiklerin içindeki kimyasal maddelerin de çoğu toksik olabilen moleküller. Neredeyse her üç antibiyotikten biri karaciğer ve böbreğe zarar verebiliyor. Neticede gereksiz yere kullanılan bir antibiyotik karaciğer ve böbreğe sıkılan kurşun anlamına da gelebiliyor.

Kemik iliğini bozabiliyor

Antibiyotiklerin bazıları kemik iliğinde üretilen farklı hücrelerin üretimini de baskılayabiliyor. Neticede kansızlık, kanama eğilimi ve ağır bağışıklık yetersizliği ortaya çıkıyor. Ayrıca kulağa, göze, kalbe, akciğere zarar verebilen, dişi, kemiği bozabilen antibiyotikler de var.

Süper enfeksiyonlar

Vücudun kendi kendine yenebileceği basit bir enfeksiyonda bile antibiyotik kullandığınızda o enfeksiyonu takiben çok daha ağır enfeksiyonların ortaya çıkması da muhtemel bir gelişme. Örneğin sıradan bir üst solunum yolu enfeksiyonunda kullandığınız antibiyotiğin faturası size 1-2 hafta sonra patlayan yeni bir kulak iltihabı, sinüs apsesi ya da zatürree olabiliyor.

Büyümeyi engelliyor

Antibiyotikler en çok çocuklarınıza zarar veriyor ve maalesef en fazla suistimal de çocuklar hastalandığında yapılıyor. Oysa antibiyotik kullanan çocuklar daha yavaş gelişiyor, geç büyüyor, güçsüz oluyor. Direnç sistemleri zayıf kalıyor. Daha sık hastalanıyor, iştahsız, keyifsiz, mutsuz büyüyorlar.

Direnç sorunu çok önemli

Antibiyotik direnci gereksiz antibiyotik kullanımın en korkulan sonucu ve biz bu konuda en kötü sicile sahip ülkelerden biriyiz. Direnç sorunu nedeniyle çoğunuz zaten boş yere antibiyotik yutuyorsunuz. Daha da önemlisi sonradan gelişebilecek enfeksiyonları tedavi edebilecek gerçek silahlardan da yoksun kalıyorsunuz. Yarın ciddi bir salgın hastalık çıksa eliniz kolunuz bağlı seyretmek zorunda kalacaksınız..

Bilgisizlik ve ilgisizlikte ısrar

Antibiyotiklerin her mikrobu yok edebileceğini zannediyorsunuz. Oysa bunlar sadece bakteri enfeksiyonlarında işe yarayabilen -o da kesin değil- ilaçlar. Virüs ve mantar enfeksiyonlarında ise hiçbir etkileri yok. Ayrıca her bakteri enfeksiyonunda etkili olabilen herhangi bir antibiyotik de mevcut değil, birinde etkili olan diğerinde hiçbir işe yarayamayabiliyor. Soğuk algınlığı, nezle, grip, herhangi bir nedenle ortaya çıkan ateş yükselmelerini bile antibiyotikle çözme cahilliğinden ise hala ve bir türlü -nedense- vazgeçmiyorsunuz.

Doktorlar hata yaptılar

Doktorlar da sık ve gereksiz antibiyotik yazma konusunda hatalılar. Gereksiz olduğunu bile bile, bazen “ya tedavi edemezsem?” korkusuyla, bazen de hastaların etkisinde kalarak reçetelerinde antibiyotiklere çok sık yer veriyorlar. Koruyucu antibiyotik tedavisi yapan, “sizde zatürre başlangıcı var” diyip gereksiz yere antibiyotik kullanan, gördüğü her ateşli enfeksiyonu antibiyotikle iyileştirmeye çalışan, verdiği antibiyotiklerin yan etkilerini izlemeyi, hastalarını bilgilendirmeyi ihmal eden de doktorlar. Çok daha önemlisi antibiyotik etkinlik araştırması yapmadan, “antibiyogram testi ve direnç analizlerini” görmeden antibiyotik yazabiliyorlar. Bunların hepsi affedilmez hatalar.

Yöneticiler geç kaldılar

Dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde antibiyotikler reçetesiz satılmaz, satılamaz. Böyle bir uygulamayı yakalayan her sağlık otoritesi cezayı anında keser. Bizim ülkemizde ise yıllarca önüne gelen arzu ettiği her antibiyotiği istediği her eczaneden, istediği kadar alabildi. Ekmeğin, suyun bile nasıl, hangi koşullarda satıldığını denetleyen resmi otoriteler sıra antibiyotiğe gelince yeteri kadar dikkatli davranmadı. Birkaç ay öncesine kadar da uygulama hep böyle oldu. Şimdi kontroller biraz sıklaştı ama hala yeteri olduğu söylenemez.

Eczacılar duyarlı olmadılar

Tamam, doktorlar biraz dikkatsiz davranıyor. Tamam, sağlık bakanlığı gerekli kontrollerini yapmıyor. Tamam, hastalar her ateşli hastalığın antibiyotikle çözümleneceğini sanıyor. Peki, bu antibiyotikler nerede satılıyor? Eczanelerde. Peki, eczacılar bu ilaçları her isteyene neden veriyor? İlaçların üzerinde “reçetesiz satılamaz” diye yazmıyor mu? Kısacası antibiyotik kullanımını sınırlama, bilinçli antibiyotik kullanımı söz konusu olduğunda eczacılara da çok iş düşüyor. Netice şu: “Antibiyotik Bilinçlendirme” kampanyası aralıksız sürdürülmeli, kampanyaların merkezi eczaneler ve doktor ofisleri olmalıdır.

Bunlar azalırsa depresyon artar

Depresyon ruhsal bir sorun. Bundan kimsenin şüphesi yok. Ama arkasında kimyasal bazı süreçlerin olduğu da kesin. Ayrıca bazı vitamin ve mineraller azalıp bazı besinsel unsurlar eksilince de ona yakalanmanız kolaylaşıyor. D vitamini eksikliği depresyonla ilişkilendirilen bir sorun. Yeteri kadar güneşlenen ve D vitamini stoklayanlarda beyinde serotonin seviyeleri daha yüksek. Onların kış depresyonuna girme ihtimalleri daha az. Omega-3 eksikliği, özellikle DHA’nın noksanlığı da önemli bir depresyon nedeni. Doğum sonrası dönemde ortaya çıkan ağır depresyonları DHA eksikliğiyle ilişkilendirenler var.

Peki neler yenmeli

Beyin çok yağlı bir doku. İçi neredeyse tıka basa yağ dolu, %60’ı yağ. Bu yağların da en az üçte ikisini omega-3 ve omega-6’lar oluşturuyor ve birçok çalışmada depresyonlularda EPA’nın özellikle de DHA’nın düşük olduğu gösterilmiş. Depresyonla ilişkilendirilen başka şeyler de var. Demiriniz eksilince de depresyona yakalanma ihtimaliniz artıyor. B 12’niz, folik asidiniz, B6’nız azaldığında da aynı tehditle karşılaşma ihtimaliniz var. Özetle depresyona yakalanıp yakalanmamanız da ağzınıza aldığınız lokmaların içeriği ile yakından ilişkili. Balık, semizotu ve diğer yeşil sebzelere, yumurta ve süt ürünlerine, kırmızı ete, ceviz-fındık, yer fıstığı-badem ekibine sofralarda daha sık yer vermeniz lazım.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.